Kaliteli iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması sitesini destekliyoruz

30 Mayıs 2010 Pazar

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması


Yalım Eralp
emekli büyükelçi



1939 yılında İstanbul'da doğdu. 1958 yılında iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması liseyi bitirdi. Sonra Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi. 1962 yılında Dışişleri Bakanlığı'nda çalışmaya başladı. New York Birleşmiş Milletler, Yunanistan, Roma Nato Savunma Koleji ve Brüksel Nato Türk Delegasyonu'nda çeşitli görevlerde bulundu. Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği'nde müsteşar ve elçi Müsteşar olarak görev yaptı. 1983-87 yıllarında, Ankara'da Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü'nde bulundu. 1987-91 yılları arasında Hindistan'da büyükelçilik yaptı. 1991-1996 yılları arasında Başbakan Mesut Yılmaz ve Başbakan Tansu Çiller'e danışmanlık yaptı. Bu sırada Dışişleri Bakanlığı'nda Nato İşleri Genel Müdürlüğü'nü yürüttü. 1996-2000 yılları arasında Viyana'da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı nezdinde Türkiye Büyükelçiliği görevini yaptı. Eylül 2000 tarihinde emekli oldu. CNN TURK'de yorumculuk yapmakta. Kültür Üniversitesi'nde Uluslararası Güncel Sorunlar ve Diplomasi dersleri vermekte. TESEV Dış Politika Kurulu üyesi. İngilizce ve Fransızca biliyor. Eurohorizons şirketi danışma kurulu üyesi.
kaynak: eurohorizons.com



HAKKINDA YAZILANLAR

VATANI SATAN ADAM!
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 23 aralık 2000

Selanik'ten 1914'te göç ederek önce Adapazarı iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışmasıa yerleşen Eralp ailesinin bir ferdi olan Tevfik Yalım Eralp, küçükken hedeflediği hariciyeciliği başarır ama başı da beladan kurtulmaz

"Odasına girdiğimde vatanı satan birisi geldi derdi. Ambargo dönemi idi. Hiç iyi geçinemezdik. Beni adeta Amerikan ajanı gibi görürdü."
— Sebebi neydi?
"Anti Amerikancı birisi idi. Ben de Türk—Amerikan İlişkileri Daire Başkanı idim. Ne yaparsam yapayım onların adamı gibi görürdü beni."
Yıl 1914, Selanik'teyiz. İhsan Efendi'nin evinde, uzun yıllardan beri yaşadıkları bu ata ocağından ayrılmanın hüznü ve telaşı bir anda yaşanmaktadır. İhsan Efendi, eşi Zekiye Hanım ve daha sonraki yıllarda felsefe profesörü olarak tanınacak büyük oğlu Halil Vehbi Eralp ile (diğer kardeşleri çok küçükken vefat eder) yine sonraki yıllarda iktisat doktoru olacak Osman'ı da alıp yıllardır eczacılık yaptığı bu topraklardan ayrılmanın zor olduğu kadar 'mecburiyetin' de farkında olarak yollara düşer.
Selanik'ten ayrılmak ne kadar zorsa yeni yerleştikleri yer olan Adapazarı'nda yeni bir hayata alışmak da o kadar zordur aile için. Bir sonraki durak ise, Selanik'e ne kadar benzer bilinmez ama, İstanbul'dur. İhsan ve Zekiye çifti çocuklarıyla beraber yeni hayatlarına alışmıştır artık.
Büyük oğulları Halil Vehbi'yi başgöz ettikten sonra (Emine Kösem ile evlenir) sıra Osman'a gelmiştir. O da, Konya Mebusluğu yapmış Tevfik Aladağlı'nın Sıdıka Hanım'dan olan dördü erkek, dördü kız toplam sekiz çocuğundan biri Muazzez'le evlendirilir: "Annemin anlattığına göre dedem kumar oynamış, çok kaybetmiş, mevcut mallarını yemiş. Dolayısıyla annem parasız yatılı okumak zorunda kalmış." Muazzez Hanım, parasız yatılı olarak başladığı eğitim hayatının sonunda Ankara Ziraat Fakültesi'nde profesör olur. Osman Eralp de eğitimini iktisat doktoru olarak tamamladıktan sonra Toprak Mahsulleri Ofisi'nde Genel Müdür Yardımcılığı'ndan emekliliğe hak kazanır. Ardından da Süt Endüstrisi Kurumu'nda Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulunur: "Anne ve baba memur. Yani orta sınıf, ama iyiydi. Çocukluğumda şeker vs sıkıntısını, yani halkın çektiği sıkıntıları biz de çektik."
Muazzez—Osman çifti iki çocuk getirir dünyaya. Tevfik Yalım Eralp (diğeri İhsan Tayfun, Lufthansa Havayolları'nda müdürlük yapmaktadır) 21 Haziran 1939'da iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması: "Annem doğum için İstanbul'a gelmiş." Fakat aile genelde Ankara'dadır: "Benim bütün çocukluğum Ankara Ziraat Fakültesi'nde geçti. Orada oynardım. Sabahattin Özbek, Sedat Kansu gibi hocaları tanırdım. Emin Çölaşan'ın babası da Meteoroloji'de müdür olduğu için Emin'le oynardık." Küçük Tevfik bu yıllarda oldukça yaramazdır: "Normal pabuçla taşla futbol oynar, çantamı altıma koyar kayardım."
Yalım Eralp, Ankara'daki Yıldırım Beyazıt İlkokulu'ndaki üç yılın ardından gideceği Devrim İlkokulu'ndan mezun olur. Yıl 1950'dir: "Radyo dinlemeyi severdim. 1950 seçimlerini de radyodan dinlerdim." Bu radyo dinleme merakı, ilerleyen yıllarda onun meslek seçiminde etkili olacaktır. Sonrasında bir yıl sürecek Kayseri Talas'taki Amarikan Koleji'ne kaydını yaparlar. 1951 senesinde annesi misafir hoca olarak Amerika'ya gidince o da ailesi ile beraber Amerika'nın yolunu tutar. Tevfik Eralp, döndükten sonra eğitimine, bugünkü Viyana Büyükelçisi Ömer Akbel, Nato'da Büyükelçi Tugay Özçevik, Bonn Büyükelçisi Tugay Uluçevik ve Ankara Bulvar Palas'ın sahibi Tekin Ertan'la birlikte Ankara Koleji'nde devam eder. Mezuniyeti ise annesinin yine yurtdışına misafir hoca olarak gittiği 1958'de Amerika'dan olur: "Yabancı dilde, İngilizce radyo dinlediğim için dünyayı merak ederdim. Aşağı yukarı orta birden itibaren ne olacağıma karar verdim." Eralp, 1958 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne adımını atar. Mülkiyeli'dir, hariciyeci olacaktır: "Mülkiye bir aile gibiydi o günlerde. Bende mülkiyelilik ruhu vardır, fakat herşeyin önünde mülkiye diye bir fikir yoktur. Herşeyin önünde Türkiye vardır. Eğer Türkiye varsa Mülkiye vardır bence."
Hem içinde hem de dışında
Eralp, şu anda Vatikan Büyükelçisi olan Altan Güven, Kopenhag Büyükelçisi Gün Gür ve Amman Büyükelçisi Tuncer Topur'la birlikte okur. Hikmet Çetin ise ondan iki sınıf büyük Mülkiyeli abilerden biridir. Okulu birinci bitiren Eralp, 1960 darbesini daha dün gibi hatırlamaktadır: "Geriye baktığımda ihtilallerin ne kadar sakıncalı olabildiğini görüyorum. İşte 14'ler olayı... 28 Nisan 1960'ta Sıddık Sami Onar'ın İstanbul Üniversitesi'nde sürüklenmesi üzerine galeyana geldik. Tehlikeli yıllardı o yıllar. Öğrenci hareketlerinin içinde vardım ama öğrenci derneklerine falan girmedim."
Eralp, 1962'de mezun olur olmaz hemen sınava girer ve Hariciye'ye adımını atar. 1963—65 yılları arasında Ankara Zırhlı Birlikler Okulu'nda 24 ay boyunca yedek subaylık yaparak askerlik vazifesini aradan çıkarır. 1966 yılında, o radyodan dinleyip düşlediği 'dünyayı dolaşma' hayalini gerçekleştirmeye başlar. New York'a tayin olur, üçüncü kâtip olarak. İki yıldan biraz fazla bir süre sonra da Yunanistan'ın Gümülcine şehrine konsolos olarak atanır. 1971 İhtilali'ni burada yaşar: "Askeri rejimin bir temsilcisi gibi görülüyorsunuz. Ama Yunanistan'da da cunta vardı o zaman. Onların bana birşey söyleyecek hali yoktu." Sonra 1971—73 arasında Ankara'ya döner. Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Orhan Eralp'in özel kalem müdürü olur: "Orhan Eralp'le hiçbir akrabalığım yoktur. Fakat hayran olduğum bir insandı." Altı ay Nato Koleji'nde eğitim aldıktan sonra 1974'te de Nato Daimi Temsilciliği Müsteşarlığı'na getirilir. Tekrar Türkiye'ye döndüğünde yıl 1977'dir: "Odasına girdiğimde vatanı satan birisi geldi derdi. Ambargo iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması geçinemezdik. Beni adeta Amerikan ajanı gibi görürdü."
— Sebebi neydi?
"Anti Amerikancı birisi idi. Ben de Türk—Amerikan İlişkileri Daire Başkanı idim. Ne yaparsam yapayım onların adamı gibi görürdü beni."
"Vatanı nasıl sattım"
— Nasıl satardınız vatanı?
"Bir öneri getiriyorsunuz. Bir örnek vereyim. Bir Amerikalı Türkiye'de uyuşturucu kaçakçılığı yapmış, Amerikalılar da bunu kaçırmışlar. Adalet Bakanlığı iki ayda bir yazı yazıyor, 'Bu herifi getirtin' diye. Amerikalı kendi vatandaşını getirip bize teslim edecek. Bakana bunun olmayacağını anlatırdım fakat yazıyı imzalatamazdım. En sonunda kendim imzaladım."
— Bakan adına?
"E, ne yapayım."
Eralp, Nato Dairesi Başkan Vekili, Gündüz Ökçün de Dışişleri Bakanı'dır. Ambargonun kalkması için Türk Dışişleri var gücüyle çalışmaktadır: "1978'de biz kongreyi etkilemeye çalışırdık. Ecevit'in konuşmaları orada etkili olmuştur." Yalım Eralp'in bu stresli dönemi iki yıl sürer. 1979'da Şükrü Elekdağ'ın Büyükelçi olduğu Washington'a müsteşar olarak tayin edilir: "Tayin istediğimde Ökçün boynuma sarıldı. Yani 'defolup' gitmemden çok memnun oldu. Ben hep akılcılıktan yana oldum. Cemiyetler de rasyonel toplumlar değildir. Hislerin öne geçtiği toplumlar olmadığı için benim başım sık sık belaya girmiştir." Eralp, Washington'da kongre ve askeri yardım ile basın işleriyle ilgilenir: "Türkiye'de darbe olacağını bize Dışişleri iki saat önce haber verdi. Onun da nedeni şu, JUSMA, Ankara'daki Askeri Yardım Başkanı'nı bizimkiler haberdar etmişler. 'Endişe etmeyin 2 saat sonra bir askeri harekat olacak' diye." Türkiye'de hâlâ da tartışılan bir konudur. Darbede Amerika'nın rolü nedir?: "Şöyle birşey söyleyeyim. Tahsin Şahinkaya 12 Eylül'den 2 gün önce Amerika'da idi. Biz bir davette 'Paşam cumhurbaşkanı ne zaman seçilecek?' dedik. 'Merak etmeyin yakında' dedi. Amerika ile ilişkiyi göstermez ama komuta kademesinde kararın verilmiş olduğunu gösterir."
Tevfik Eralp'in buradaki vazifesi 1983'te sona erer. O tarihte, Türkiye'de, daha sonraki yıllara damgasını vuracak yeni bir siyasi liderin, Turgut Özal'ın rüzgarı esmektedir. Yalım Eralp, Enformasyon Dairesi Başkanlığı'nın ardından 1984'te de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü olur. Başı yine beladan kurtulamaz: "Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Ali Baransel vasıtası ile görevini yapsın diyordu. Başbakan Özal da tam tersini söylüyordu. Ben iki cami arasında kalıp, ikisinin ortası birşey bulmaya çalışıyordum. Mesela o sırada İran da Atatürk'ün aleyhine bir beyanat veriliyordu. Kenan Evren, 'Haddini bildirsin' demişti. Rahmetli Özal 'Ağzını açma' diyordu. Ben hiç ağzımı açmadım. Gazeteciler de ağzına fermuar mı çekildi deyince 'Bu asla ait bir sualdir, cevaplayamam' deyince, maksat hasıl oldu, gazeteciler durumu anladı."
Hayatımdaki tek rüşvet!
Bu zor dönem 1987'ye kadar sürer. Ardından ilk büyükelçilik görev yeri olan Hindistan'a tayini çıkar: "Rajiv Gandhi'ye Evren'i de, —ilk cumhurbaşkanı ziyaretidir Türkiye'den— Hindistan'a davet ettirdik, 1998 yılıydı. Bir de Toprak Mahsulleri Ofisi'nin elinde tonlarca mercimek kalmıştı. 200 milyon dolarlık mercimeğin Hindistan'a satılmasına vesile olduk. Hayatımda ilk rüşvetimi de o zaman aldım.iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması İlk ve son rüşvetimi. TMO bana bir kilim hediye etti."
Dışişleri Bakanlığı döneminden tanıdığı Mesut Yılmaz, kısa süren ilk başbakanlığı döneminde Eralp'i de kendisine danışman atar. Üç ayın ardından Süleyman Demirel başbakan olunca o da 1992 Şubat ayına kadar evinde boş boş oturur. Ardından Mülkiye'den de tanıdığı Hikmet Çetin'in teklifi ile Nato İşleri Genel Müdürü olur. Batı Avrupa Birliği ile görüşmeleri yürütür. Böylece Mesut Yılmaz'ın adamı olma damgasını bir nebze de olsa kırar: "Süleyman Bey ve etrafındaki adamlar beni iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması Mesut Yılmaz'ın adamı diye biliyorlardı herhalde." Yalım Eralp, bir de Çiller'den damga yiyecektir ilerleyen dönemde: "1995 yılında Nato İşleri Genel Müdürlüğü bitti, Tansu Çiller'e resmi danışman oldum. AB oylamasından önce." Önce zamanın Dışişleri Bakanı Gündüz Ökçün tarafından 'vatanı satan adam' etiketi yiyen Eralp, bu sefer de Çiller tarafından başka bir ithama maruz kalır: "1995 Ekim ayında Çiller beni Mesut Yılmaz'a gizli bilgi sızdırmakla itham etti. Siyasi kimliği olan insanlar çok şüpheci oluyorlar herhalde. Ben zaten Tansu Hanım bana danışmanlık teklifini yaptığında kendisine o zaman demiştim. Aman hanımefendi ben Mesut Bey'le çalıştım. Gün gelir beni Mesut Yılmaz'a gizli bilgi sızdırmakla itham edersiniz."
— Neyi sızdırıyordunuz Yılmaz'a?
"Birşeyi sızdırmadım. Birşey söyleyeyim mi, sızdıracak olsam herhalde durum daha farklı olurdu. Şimdi söylemesi ayıp."
— Sızdırılacak birşeyler vardı yani.
"Daima vardı. Başbakanın çok yakınında çalışıyordunuz. Tansu Hanım beni çok nâhak yere itham etti. O kadar zaman geçti şimdi söylüyorum. 15 Ekim 1995'ten beri Çiller'le ne konuştum ne görüştüm. Çiller beni itham ettiğinde dedim ki 'Buraya bir daha dönmeyeceğim. Ama bunu Sayın Yılmaz'a da söyleyeceğim." (O günlerde Çiller ile Yılmaz arasındaki çekişmeyi hatırlamak için gazetelerin manşetlerine bir göz gezdirin bence). Sonrasında Anayol iktidar olur, Mesut Yılmaz da başbakan: "Mesut Yılmaz tekrar göreve çağırdı beni danışman olarak." Yalım Eralp 1996'da en son görev yerine atanır. Viyana'da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Nezdinde Büyükelçilik yapar. Eralp, burada çok önemli bir organizasyona girişir. Fakat Türkiye'den bir kişi hariç kimsenin desteğini alamaz: "Gittikten 1,5 ay sonra İstanbul'un AGİT zirvesine ilk kez adaylığını koydum. Dışişleri pek sıcak değildi. Bir tek kişinin desteğini aldım, Süleyman Demirel'in. Sebebi de şu, Demirel, 1975 Helsinki Nihai Senedini de imzalamış. Yani AGİT'le nostaljik bir bağı var. Zirvenin İstanbul'da yapılmasında herkesin korkusunun temelinde 'İnsan hakları sicili parlak olmayan bir ülkede AGİT zirvesi yapılır mı?' tereddüdü yatıyordu. AGİT Zirvesi Süleyman Demirel'le iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması Amerika Birleşik Devletleri'nin eseridir."
Gazetecilerden çok şey öğrenmiş
1964'te hayatını birleştirip birkaç yıl önce boşandığı Reyyan (Tezgören) Hanım'la evliliğinden Aydın adında bir çocuk sahibi olan Tevfik Yalım Eralp, Büyük Kulüp ile Ankara Tenis Kulübü üyeliğinin dışında biraz pul koleksiyonu meraklısıdır. 1984—87 yılları arasındaki Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü'nü hayatının dönüm noktası gören Eralp, bu dönemde, Yalçın Doğan, Mehmet Ali Birand, Sedat Ergin, Nur Batur gibi gazetecilerden çok şey öğrendiğini düşünmektedir: "Bana sözcülüğü öğrettiler. Off the record bile bilmezdim. Ben o gazeteci arkadaşlara şöyle baktım. Kader öyle olabilirdi ki yerlerimizi değiştirebilirdik. Sedat Ergin Dışişleri mensubu olurdu ben de gazeteci olabilirdim. Bakın ben bugün masanın karşı tarafındayım. (Geriye dönüp baktığında 'Keşke gazeteci olsaydım diye düşündüğüm çoktur' iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması çalışmanın yanında Milliyet gazetesinde de köşe yazıları yazıyor bugün.) Onun için en iyi arkadaşlarım basından oldu. Onlarla çok sıkıntıları paylaştık, ama onlar bunları bir gazetecilik olayı olarak görmedi. Ertesi gün bürolarına koşup yazmadı. Hatta benim iyiliğimi düşündüler. Bir örnek vereyim. Viyana'ya tayinim lafı çıkınca o dönemde kabineden bir bakan 'O ..oğlu..'in kararnamesini imzalamam' dedi. Bunu duyan gazeteciler bana söyledi ama yazmadı. 'Yazıldığı takdirde sen bir cevap verirsin, hakikaten tayinin çıkmayabilir' dediler. Ben şunu gördüm, o zaman basın sorumlu mevkilerden daha sorumlu hareket etti."

23 Mayıs 2010 Pazar

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması



Bu kelime topluluklarını defalarca senin için ama yalnız senin için tekrarlayabilirim. Biliyor musun; seni sevdiğimden beri artık çevremdeki her şey gözüme daha güzel daha hoş ve de daha ümit verici gelmeye başladı çünkü onlar bana seni hatırlatıyor...

Dağlar gibi sende içimde çok büyük tutunulması zor bir yerdesin.
iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması içimde ulaşılması zorsun. Zirveye sadece bir kişi çıkar senin yaşamında; işte o da ben olmak istiyorum zirvede tek ben; BEN VE SEN...

Su gibi berraksın ama içimdekileri de alıp götürüyorsun,yol gibi senin de sonun yok; yani seni sevmenin sonu yok... Bu böyle nereye kadar sürer bilemem tabi. Bunu ben belirleyemem; ama şunu bil ki seninle ölüme bile varım..!

Sensiz geçen bir gün değil bir salise bile düşünemez oldum. iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması benliğim, varlığım, hayatım, geleceğim, çılgınlığım, sevincim, mükemmelim, sevdiceğim kısacası her şeyim her şeyimsin...

Sensiz bir hayatın oksijensiz yaşamdan farkı yoktur. Aldığım nefes içtiğim su yürüdüğüm yol her şeyde sen ve senden izler var.

Seni seviyorum ,Seni seviyorum,Seni seviyorum,iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması,Seni seviyorum...

18 Mayıs 2010 Salı

Agatha iyinet frmtr trkygnclr Christie webmaster seo yarışması

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
15 Eylül 1890 tarihinde doğdu. İngiliz yazar, popüler edebiyatın en önemli isimlerinden biridir. Mary Westmacott takma adıyla aşk romanları da yazmıştır. Ancak asıl ününü, yazdığı 80 dedektif romanına ve West End tiyatrolarında iyinet frmtr başarıyla sahnelenen frmtr trkygnclr oyunlarına borçludur.

Babası Frederick Alvah Millet, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. trkygnclr webmaster Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. iyinet frmtr Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’te Arvhibald frmtr trkygnclr Christie adlı bir doktorla evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Oradayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis iyinet frmtr romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Styles, Agatha Christie’nin ilk Hercule frmtr trkygnclr Poirot’u romanıdır.

Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı inceliği ile seçkinleşen Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Agatha Christie’nin arka arkaya yazmaya başladığı polis romanları frmtr trkygnclr Poirot tipine uluslararası ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adının verdiği bir tip daha yarattı. Sevimli bir yaşlı kız olan amatör dedektif Miss Marple da çok tutuldu. 1928’de ilk kocasından boşanıp Max Mallowan’le evlendikten sonra birçok ülke gezip görme fırsatı bulan Christie’nin romanları 1930’larda çoğunlukla uluslararası mekânlarda geçmeye başladı.

Hayranlarınca her kitabı beğenilmekle birlikte, Agatha Christie’nin edebi kaygılarla yazdığı bazı romanlar eleştirmenlerin de dikkatini çekti. On Küçük Zenci ise polis romanının klasikleri arasındadır. Agatha Christie, İngiliz töre romanı geleneğinde yazdığı polis romanları ile dünya trkygnclr webmaster edebiyatında kendine özgü bir yerin sahibi olmuştur. 12 Ocak 1976 tarihinde vefat etti.

Romanları
•Ölüm Korkusu
•Cinayetler Oteli
•Cinayet İlanı
•Cesetler Merdiveni
•Ölümün Tam Zamanı
•Dersimiz Cinayet
•Üç Yanlış Üç Ceset
•Cinayet Alfabesi
•Noel'de Cinayet
•Bağdat'a Geldiler
•Briç Masasında Cinayet
•On Küçük Zenci
•Ölüm Çığlığı
•Elmayı Yılan Isırdı
•Köşkteki Esrar
•16.50 Treni
•Acı Kahve
•Beklenmeyen Misafir
•Bilinmeyen Hedef
•Büyük Dörtler
•Cenazeden Sonra
•Cinayetler Kulübü
•Doğu Ekspresinde Cinayet
•Fare Kapanı
•Filler de Hatırlar
•Işıklar Sönünce
•Mavi Trenin Esrarı
•Nil'de Ölüm
•Ölüm Büyüsü
•Ölüm Diken Üstünde
•Ölüm Oyunu
•Porsuk Ağacı Cinayeti
•Sıfıra Doğru
•Sonuncu Kurban
•Şampanyadaki Zehir
•Üç Perdelik Cinayet
•Üçüncü Kız
•Ve Perde İndi
•Zehri Kim Verdi?
•Ölümün Sesi
•Sevimli Örümcek
•Son Haber
•Şeytan Dönemeci
•Beş Küçük Domuz
•Frankfurt Yolcusu
•Roger Ackroyd Cinayeti
•Ölüm Kapıda Bekliyordu
•Ölümle Randevu
•Ölüm Saatleri
•Ölüm Çığlığı

10 Mayıs 2010 Pazartesi

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
Bir genç vardı.Hayatından çok mutluydu.Ailesiyle,arkadaşlarıyla,dostlarıyla birlikte çok mutluydu.Hayatı gayet ii gidiyordu içinde ne bir acı nede hasret vardı.2009un son günlriydi arkadaşlarıyla birlikte yılbaşını kutlayacak eğlenecekti.O günü çok güzel geçirmişlerdi ne dert var dı ne de tasa.Ocak 1 hyat aynı 2 aynı 3 aynı ama 4.gün berbattı.Berbat demekte yanlış aslında.Akşam saatlerinde internette facebok denilen sitede takılıyordu.Karşısına bir güzel çıktı öyle güzel iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması ki yüzüne bakmaya kıyamadı.Tanıdık biriydi kim olduğunu merak ettiniz dceğilmi o merak ettiğiniz güzel onun ilk aşkıydı.Çocukluk aşkı.Resimlerine baktı hasret gidermeye çalıştı.Hem resimlerine bakıyor hem ağlıyordu.Artık karar verdi kıza her şeyi anlatacaktı.Arkadaşlık isteği gönderdi.İlkinde kabul etmedi ve dünya onun başına yıkılmıştı.Ama yılmayacaktı.Tekrardan bir istek daha gönderdi.Bu sefer olmuştu kabul etmişti dünyalar onun olmuşcasına çok mutluydu.Günlerin birinde sevdiği kız açıktı.Yeter artık dedi kendi kendine her şeyi anlatacam aşkımı itiraf edecem diyiyordu.Sevdiği ile arasında geçen konuşmaları merak ediyormusunuz..İşte ikisinin arasında geçen konuşmalar:
iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
İSYANKAR:Slm naber
SEVDİĞİ:İyi sağol sen nasılsın
İSYANKAR:Teşekkür ederim bende iyim.
İSYANKAR:Seninle çok önemli bi konu hakkında görüşmek istiyorum eğer müsaitsen.
SEVDİĞİ:Tabi neden olmasın ama msneden konuşalım.
İSYANKAR:Sana bunları söylemek için çok düşündüm ama artık kararlıyım söyleyecem bu avıyı çekmek istemiyorum.Senden çok ama çok hoşlanıyorum.Hşlanmak kelimesi az gelir seni çok seviyorum.Benimle çıkarmısın.
SEVDİĞİ:Üzgünüm ama kabul edemem.

İşte isyankar için hayat durmuştu,şoktaydı,dünyası yıkılmıştı.Onu çok seviyordu.Ama o bunu anlamadı.

ŞSYANKAR:Neden iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
SEVDİĞİ:Nedenini boş ver
İSYANKAR:Eğer bir sevdiğin varsa sana gerçekten değer veren seni gerçekten seven biri varsa,onla mutlu olacaksan sana ömür boyu mutluluklar dilerim.
SEVDİĞİ:Yok öle bişey neye dayanarak söylüyosun bunu

Bunu gören isyankar çok sevinmişti.Çıktığı yoktu.İsayankar çok sevinçliydi.Tekrardan konuşmaya başladı.

İSYANKAR:Buna çok sevindim.
SEVDİĞİ:Neden
İSYANKAR:Çünkü çıktığın biri yok
SEVDİĞİ:Evet yok
İSYANKAR:Peki nedn teklifimi direk olarak reddedin.
SEVDİĞİ:Bırak bu benim içimde kalsın.
İSYANKAR:Lütfen
SEVDİĞİ:Erkeklere güvenmiyorum
İSYANKAR:Herkezin aynı olduğunu neye dayanarak söylüyosun.
SEVDİĞİ:Hepiniz aynısınız.Başka bi güzel görsen beni bırakıp gidersin
İSYANKAR:Seni çok ama çok seviyorum.Bana güvenebilirsin.Evet öyle insanlarda var.Bir kızla çıkaraken başka kıza teklif gönderiyo.İşte bu sevmemek ama ben seni çok seviyorum seni ömür boyu seveceğim.
SEVDİĞİ:Unut beni bırak sevme git başka bi kız bul kendine boşu boşuna acı çekme. iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
İSYANKAR:Eğer seni unutup bir başkasını sevceğime ona seni seviyorum aşkım diyeceğime ölürüm daha ii.Ben seni eviyorum.Başkasını da sevmem artık benim hayatımda sadece sen varsın başka hiç kimse değil.Biliyormusun sevmek derlerdi inanmazdım aşk derlerdi dalaga geçerdim aşk için ölüm derlerdi kızardım.Ama çok yanılmışım.Sevmek çok güzel bişey.Dünyalar güzel birini sevmek.Ölüm bir kız için değer mi derdim.Ama değer miş be sevdiğim.
SEVDİĞİ:Bana vicdan azabı çektiriyorsun lütfen böle konuşma unut beni nolur unut aşkını kalbine göm unut beniiii.
İSYANKAR:Seni tanıdığım gördüm andan beri çok mutluyum.Ama nedense acı çeiyorum
SEVDİĞİ:Nolur unut beni senin bu acıyı çekmeni istemiyorum.Bemim yüzümden acı çekmeni istemiyorum.
İSYANKAR:Seni unutmak mu neden bahsediyodun sen ben seni seviyorum sana aşığım seni ömür boyu seveceğim diyorum halana unut beni diyorsun.Kolay mı ha kolay mı sevdikten sonra untmak kolaymı.
SEVDİĞİ:Benim çıkmam gerekiyo.Yarın görüşelim.
İSYANKAR:Seni asla unutmam bırakmam seni seviyorum ömür boyu da seveceğim bunu bil.

İsyankar son sözünü söylemişti.Ağlamaya başladı naletler okudu,isyan etti.Onu gerçekten seviyoru ama sevdiği buna inamıyo güvenmiyor isyankarın diğerleri gibi olduğunu bir kızı sevmek değil sadece onla çıkarken dalga geçmek olduğunu sanıyor isyankara güvwemiyordu.Ama şunu bilin ki isyankar gerçekten onu çok seviyordu.Artık isyankar için sadece hayatta sevdiği vardı.Başka hiç kimse umrunda değildi.

9 Mayıs 2010 Pazar

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
Hiç Farkına iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması Varmamıştın
Seni tanıdıktan sonra hep kızmışımdır zamana,ne çabuk geçiyor diye...Oysa şimdi ben seni sensizlikle yaşamaya mahkumum. Ne de zor seni sadece rüyalarımda yaşatmak...Benim olmayacağını biliyorum.

Anlatsam sevgimi ,aşkımı karşılıksız kalacağından korkuyorum .Ağzından çıkacak bir “Hayır”cevabı inan ruhumu bedenimden ayıracak.iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
Yanında gölge olmuştum,sen hiç farkıma varmamıştın. Her sabah yolunu gözler,dersten çıkışını beklerdim. Herkes mutluluğun tadını çıkarırken ben ayrılıkları ezberledim. Oysa ben gözlerine bakıp yüreğine dalmak için neler vermezdim...Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. Çatlamış dudakların suya muhtaç olduğu gibi ben de sana muhtacım.
Her gece hayaller kurardım. Kurduğum hayallerde bile benim olmazdın. Sabaha kadar uyutmazdın beni. Gece gündüze kavuşurken ben hala sana kavuşamıyordum. Yüreğimi parçaladığın yetmezmiş gibi şimdide beynimi kemiriyorsun. Doğmayı bekleyen güneş gibi bekliyordum seni...Bıkmıştım artık acı çekmekten ve ayrılıkları ezberlemekten. Mutluluğa hasret kalmıştı yüreğim,tam beş yıl olmuştu karşılıksız aşkım başlayalı...
Hiçbir zaman cesaretli olamadım. Yine ben senden habersiz, ben seni sensiz yaşıyorum kardelenim. Yıllar çabuk geçti iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması ben seni hayal bile edemiyorum. Hayalin bile benden uzak...
Geçenlerde gördüm seni, tam iki sene sonra. Yüreğim deli gibi çarptı. Ayakta duracak takatim bile yoktu. Çocuğunu elinde görünce kendimden geçtim. Önce gözlerim nemlendi, sonra usulca dökülüverdi.iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması Kirpiklerimin arasından birkaç damla yaş. Umutlarım bir film şeridi gibi geçiyordu aklımdan. Sanki bir kağıdın yanıp rüzgarla savrulması iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması gibi tüm umutlarım yok oldu. Olsun be kardelenim belki sana sahip olamamıştım ama şunu bilmeni isterim ki, bende yarattığın seni benden kimse koparmaz.iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması