Kaliteli iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması sitesini destekliyoruz

21 Haziran 2010 Pazartesi

Yalçın iyinet frmtr trkygnclr Topçu webmaster seo yarışması hayatı

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması

Yalçın Topçu hayatı
BBP Genel Başkanı


1958 yılında Ardahan’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Ankara'da tamamladıktan sonra, Eskişehir Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü'nü bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptı, bilahare özel sektörde çalıştı. 1991 yılında MÇP (Milliyetçi Çalışma Partisi) Mamak 2. Başkanı oldu. 1992 yılında Muhsin Yazıcıoğlu öncülüğündeki Yeni Oluşum’un Ankara koordinesini yürüttü. BBP Kurucular Kurulu Üyesi oldu. Ankara Kurucu İl Başkanlığı’nı 1995'e kadar yürüttü. 1996'ya kadar BBP Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptı. 1996'da yeniden memuriyet iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması, Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'ne girdi. 11 yıl Başbakanlık bünyesinde çalıştı ve İşletme Müdür Yardımcılığı'ndan emekli oldu. Ağustos 2007'den 25 Mart 2009'a kadar BBP Genel Sekreterliği görevi yaptı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatının ardından MKYK'da oybirliği ile Genel Başkan Vekili seçildi. 24 Mayıs 2009 tarihinde yapılan BBP 4.Olağanüstü Kurultayı’nda genel başkanlığa seçildi.



Atatürk Spor Salonu'ndaki kongrede, iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması tek aday olarak giren Yalçın Topçu, 507 oy alarak partinin yeni genel başkanı oldu. Toplam 516 oyun kullanıldığı 3. turda, oylardan 8'i geçersiz sayılırken 508 oy ise geçerli olarak değerlendirildi.
BBP'de duygusal kongre
Hürriyet 24 Mayıs 2009

Geçirdiği helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yerine bugün yeni genel başkan seçiliyor. BBP’in 4. Olağan Kongresi buruk bir havada geçerken, parti yöneticileri kongrede coşkuya izin vermedi, kongrede Muhsin Yazıcıoğlu için sık sık dualar okundu. Parti yöneticileri gözyaşlarını tutamadı...
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun, helikopter kazasında hayatını kaybetmesi sonucu, 4. kez olağanüstü kongreye giden BBP kurultay çalışmalarına Atatürk Spor salonu'nda başladı.

Sabahın erken saatlerinden itibaren, BBP’liler ve delegeler salonu doldururken, salona Yazıcıoğlu’nun bazı sözlerinin yazılı olduğu afişler asıldı.

Kürsünün yer aldığı iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması salonun görüntüsü yansıtılırken, Yazıcıoğlu için ise, üzerinde Türk Bayrağı, resmi ve çiçeklerin olduğu bir de koltuk ayrıldı. Salona içine ve dışına dev ekranlarla, Muhsin Yazıcıoğlu’nun görüntüleri yansıtıldığı sırada partililer sık sık tekbir sesleriyle slogan attılar, dualar okudular.

Öte yandan, kongrenin yapıldığı salonda bulunan bazı partililerin çocukları Yazıcıoğlu için şiirler okurken, partililerin duygulu anlar yaşamasına neden oldu.

OY VERME İŞLEMİ BAŞLADI

Kayıtlı toplam 1093 delegenin oy kullanacağı kongrede, mevcut Genel Başkan Yalçın Topçu ile eski Alperen Ocakları Başkanı Tuna Koç'un ardından, kongrede Sivas parti örgütünden Adem Işık da genel başkanlık için adaylığını açıkladı.

Mevcut Genel Başkan Yalçın Topçu, bu kurultayın diğer kurultaylardan farklı olarak hüzün taşıdığını ifade etti. “Aslında içimden konuşmak gelmiyor, hatta evden çıkmak bile istemiyorum” görüşünü dile getiren Topçu, delegelerin çağrısı üzerine genel başkan adayı olarak kongreye katıldığını bildirdi.

Yaklaşık 35 yıldır, “Türk-İslam” ülküsünden ödün vermeden çalıştığını belirten Topçu, göreve kim gelirse gelsin, Muhsin Yazıcıoğlu'nun kadrolarının işbaşında olacağını ve milletin muktedir iktidarını mutlaka gerçekleştireceklerini ifade etti.

Eski Alperen Ocakları Başkanı Tuna Koç ise parti genel başkanlığı için medyada tanınan bazı isimlerin seslendirildiğini ve bunun kendilerine rahatsız ettiğini belirtti. Koç, “Bu zulüm düzenine, yeni dünya düzenine karşı yeniden Nizam-i Alem, 'yeniden dünya barışı' diyen bir zihniyetin mensuplarıyız. O nedenle buradaki asla parti içi mücadele olamaz” görüşünü dile getirdi. Koç, hangi aday kazanırsa kazansın onunla birlikte çalışacağını vurguladı.

Adaylardan Adem Işık ise “Yazıcıoğlu'nun davasına sahip çıkmaya geldiğini” söyledi. Parti teşkilatının kendisini tanımadığına da işaret eden Işık, “Buraya kendimi tanıtmaya da geldim” diye konuştu.

Konuşmaların ardından, genel başkanlık ile 50 kişilik Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) ile 9 kişilik Merkez Disiplin Kurulu (MYK) üyeliklerinin seçimi için oy verme işlemine başlandı.

Konuşmasının ardından Topçu, Koç'u kürsüye davet etti ve birlikte delegeleri selamladılar. Salondan gelen talep üzerine diğer genel başkan adayı Işık'la da el ele tutuşarak delegelere birliktelik mesajı verdiler.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun görüntülerinin yer aldığı sinevizyon gösterimi yapılan kongrede, Divan Başkanı Hasan Çağlayan, Muhsin Yazıcoğlu'nun çocukları Firuze ve Furkan Yazıcıoğlu'nu “Siz bizim emanetlerimizsiniz” diyerek kürsüye davet etti.

Bu arada Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu'nun mesajı okundu. Gülefer Yazıcıoğlu mesajında, sağlık durumunun kongrede oluşacak duygusal ortamı kaldırmaya müsait olmadığı için katılmadığını belirterek, delegelere bugüne kadar eşine verdikleri destek için teşekkür etti.

xx

BBP’NİN AHISKALI LİDERİ...
Bugün 26 Mayıs 2009

'Ebedi siyasi liderim' dediği Yazıcıoğlu'nun vefatının ardından yapılan kurultayda BBP'nin yeni lideri olan Yalçın Topçu, bir Ahıska Türkü...
Yalçın Topçu, 1958 Ardahan doğumlu. Ahıska Türkleri'nin 93 muhaciri olan bir ailenin çocuğu. Ailenin bir kısmı Ardahan'da, bir kısmı da Osmaniye, Tokat, Kırşehir illerinde yaşıyor. İlk, orta, lise tahsilini Ankara'da tamamladıktan sonra, Eskişehir Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü'nü bitirdi.
Bizi devrimci yapmaya çalışıyorlar
Topçu 3-4 yaşlarındayken ailesi Yazıcıoğlu'nun kabrinin bulunduğu Taceddin Dergahı'nın orada bir eve yerleşmiş. 1969'da Abidinpaşa ilçesine taşınmışlar. Yalçın Topçu lise çağlarını şöyle anlatıyor:
"Abidinpaşa, sağ sol çatışmalarının en yoğun yaşandığı yer olarak anılır. Biz 16 -17 yaşındaki çocuklardık. Kendimizi ülkücü olarak tanımlıyoruz. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin o meşhur tipleriyle boğuşuyoruz. Abdullah Öcalan'larla gecekonduda tartışıyoruz. Öcalan'ın Siyasal'da okuduğu dönemler. Onlar bizi devrimci, biz onları ülkücü yapmaya çalışıyoruz. Devletin gözü önünde liseli çocuklarla Siyasal'dakiler çatışırdı."

12 Eylül'ün gazabına uğrayan 3800 öğretmenden birisi olarak hayatının belirli bir süresini özel sektörde geçiren Topçu, 1991'de MÇP Mamak 2. Başkanı oldu. Topçu, Yazıcıoğlu'nun isteğiyle 1992'de yeni oluşumun Ankara koordinesini yürüttü. BBP Kurucular Kurulu Üyesi olan Topçu, Ankara Kurucu İl Başkanlığı’nı 1995'e kadar yürüttü. 1996'ya kadar BBP Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptı. Topçu, 1996'da yeniden memuriyet hayatına dönerek Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'ne başladı. 11 yıl Başbakanlık bünyesinde çalışan Topçu, İşletme Müdür Yardımcılığı'ndan emekli oldu.

Yazıcıoğlu’nun vefatıyla tanındı

22 Temmuz seçimlerinden sonra emekli olan Topçu, Ağustos 2007'den 25 Mart 2009'a kadar Genel Sekreterlik yaptı. Kendi tabiriyle “Ebedi siyasi liderim” dediği Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatının ardından MKYK'da oybirliği ile Genel Başkan Vekili seçildi. Genellikle geri planda olan Topçu'yu kamuoyu Yazıcıoğlu'nun vefatının ardından tanıdı.

20 Haziran 2010 Pazar

Yücel Aşkın hayatı

Yücel Aşkın hayatı sitemizde bulunmakta olup istediğiniz bilgiye ulaşabilirsiniz.
HAKKINDA YAZILANLAR

DEDEMİN AGOP OLMASINDAN GURURLUYUM
Radikal 27.05.2007

Yücel Aşkın Ermeni asıllı olduğuna ilişkin haberi yanıtladı: "Agop Vartonvyan'ın dedem olmasından gurur duyuyorum"

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin eski rektörü Yücel Aşkın, 2005 yılında basında çıkan dedesinin Ermeni olduğu yönündeki haberlerin ardından ilk kez konuştu: "Babamın babası, sonradan İslamiyeti kabul ederek adını 'Yakup' olarak değiştiren Agop Vartovyan. 'Güllü Agop' olarak da bilinen Yakup Efendi, Türk tiyatrosunun kurucusu. Konu, hedef gösterilmek için o dönem basına taşındı. Agop Vartovyan'ın dedem olmasından gurur duyuyorum. Ama Ermeni aidiyetim yok."

'Yakup adını almış'

2005 Ekim ayında Vakit gazetesinde Aşkın'ın dedesinin sonradan Müslüman olmuş bir Ermeni olduğu, Aşkın'ın ise üniversitenin kampüs alanına Hıristiyanlığı sembolize eden heykeller diktirdiği haberleştirilerek, "Dedesi İslam'la şereflenen rektörün 'yeniden dönüp dönmediği' merak ediliyor" ifadeleri kullanılmıştı.

Aradan geçen süre içinde konu ile ilgili konuşmayan Aşkın, dedesi Vartovyan'ı şöyle anlattı: "Dedem Agop Vartovyan, sonradan İslamiyeti kabul ederek 'Yakup' adını almış. 'Güllü Agop' olarak da bilinen Yakup Efendi, modern Türk tiyatrosunun kurucusu. Türkçe temsil oynama imtiyazını 2. Abdülhamid'in verdiği bir tiyatrocu. Türkiye'de tiyatro eserleri yazımını teşvik etmek ve tiyatroyu yaymak için çalışmış. Türk tiyatrosuna dekorculuğu, kostümü, makyajı getiren bir sanat adamı."

Aşkın, Van'ın Ermeniler için önemli bir merkez olduğunun, 1915 tehciri öncesinde nüfusunun yüzde 25'inden fazlasının Ermenilerden

oluştuğu hatırlatılarak, "duygusal yaklaşıp yaklaşmadığının" sorulması üzerine şöyle konuştu: "Öyle bir aidiyetim yok. Babamın bile yoktu. Kendimi hiçbir zaman Ermeni cemaatinin bir üyesi olarak görmedim. Kendimi Atatürk'ün tarif ettiği anlamda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Türk olarak tanımlıyorum. Ermenilere karşı özel bir yakınlığım da yok. 1915'te olan olaylar ise bana göre insanlık trajedisidir. Vartovyan'ın dedem olması benim için aşağılayıcı birşey değil. Tam tersine, onun yaptığı hizmetleri kaç kişi yaptı bu ülkeye?"

Sanatçı aileden geliyor

Agop Vartovyan'ın ön plana çıkarılarak kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını söyleyen Aşkın, diğer akrabalarının görmemezlikten gelinmesinden şikâyetçi: "Babam Necip Aşkın cumhuriyetin çoksesli müzik hareketindeki önemli kilometre taşlarından biri. Atatürk cumhuriyeti kurduktan sonra çoksesli müzik hareketini başlatınca babamı İstanbul'dan Ankara'ya çağırıyor ve radyo orkestrası kurduruyor. Babam, Atatürk ve İsmet Paşa döneminde şefliğini yaptı. Annemin babası Mehmet Tevfik Bey, Kurtuluş Savaşı şehidi. Anneannem Nigar Hanım, Dışişleri'nin Lozan'daki yazmanlarından biri. Anne tarafından en eski bildiğimiz 3. Ahmet'in Sadrazamı olan Ali Paşa, Belgrad'ı tekrar geri almak isterken alnından vuruluyor. Yine bu koldan olan Hayrullah Efendi Tuna valisi. Hayrullah Efendi'nin kökeninde Haşimi kökenli Araplar da var. Ailemde Arnavut kökenli olanlar da var. Saadet Altan teyzem Türkiye'nin Avrupa'da sahneye çıkmış ilk opera sanatçısı."

'Polemik istemedim'

Sadece dedesinin konu edilmesinin ardındaki nedenin 'gerginlik yaratmak' olduğunu söyleyen Aşkın, "Bunu beni hedef göstermek için kullandılar. Bir insan eleştirilebilir, icraatını beğenmeyebilirsiniz. Ama bir gazetenin kalkıp hakaret etmesi ve beni hedef göstermesi bağışlanacak birşey değil. Benim etnik kökenim için neden Ali Paşa'yı göstermiyorsunuz?" diye sordu. Aşkın şimdiye kadar konuşmamasının gerekçesi olarak da, "Polemiğe girmek istemedim, onun için konuşmadım. Kendimi konuşmak için mecbur hissetmedim" dedi.

18 Haziran 2010 Cuma

Yavuz Bahadıroğlu hayatı ve hakkında yazılanlar

Yavuz Bahadıroğlu hayatı ve hakkında yazılanlar

Bahadıroğlu'na 35'inci yıl şükrânı Berkay Çiftçi
Zaman 22.11.2004

Çemberlitaş'taki Fırat Kültür Merkezi (FKM) önceki akşam pek alışık olmadığımız bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

Siyasi parti temsilcileri, eski ve yeni belediye başkanları, yazarlar, gazeteciler, kültür adamları ve halktan 7'den 77'ye kadın erkek davetliler, Niyazi Birinci'nin, herkesin bildiği adıyla Yavuz Bahadıroğlu'nun yazarlıktaki 35. yılını kutlamak için toplanmıştı. FKM'nin o büyük salonunun duvarları, Bahadıroğlu'nun her biri onlarca kez basılmış ve hafızalarda derin izler bırakmış romanlarının afişleriyle süslenmişti. Sahnenin iki yanına ise altında ‘Tarihi Sevdiren Adam' yazılı büyükçe birer Yavuz Bahadıroğlu posteri yerleştirilmişti. Birlik Vakfı'nın düzenlediği 'Yazarlıkta 35. Yıl, Yavuz Bahadıroğlu' gecesi, yazarın dostlarını, çocukluk arkadaşlarını, okurlarını ve radyo sohbetlerinin tiryakisi olan dinleyenlerini bir araya getiren coşkulu bir atmosfere dönüştü. Kürsüde, Bahadıroğlu ile ilgili düşünce ve hatıralarını anlatan ‘hocaların hocası' Sabahattin Zaim'den AK Parti İstanbul İl Başkanı Mehmet Müezzinoğlu'na, Abdurrahman Dilipak'tan Kültür eski Bakanı İsmail Kahraman'a hemen herkes, kültür hayatımıza katkıda bulunan yazar ve düşünce adamlarının değerinin, kendileri hayattayken bilinmesi gerektiğine işaret ederek, Birlik Vakfı'nın yazara sunduğu 35. Yıl Şükran Plaketi'nin bu bakımdan değerli olduğunu ifade ettiler. Bütün konuşmacıların ortak dileği, Bahadıroğlu'nun daha nice yıllar kalemi elinden bırakmaması ve toplumda tarih şuuru oluşturan romanlarını, yazılarını yazmaya devam etmesiydi. Bahadıroğlu ise teşekkür konuşmasında, 35 yıl önce yazdığı ilk yazıdan bugüne hep ‘doğruları' yazdığını, bundan sonra da kendisi hakkında yapılan övücü konuşmalara layık olmaya çalışacağını ifade etti. İslam coğrafyasında yaşanan zulümlerin bir gün son bulacağını söyleyen Bahadıroğlu, Osmanlı adalet anlayışının yeniden hayata geçmesiyle dünyanın huzura kavuşacağını söyledi. Yazarın torunu Nilüfer Taktak'ın, bir ‘dede' olarak Bahadıroğlu'nu anlattığı duygusal konuşma ise salondakilerin gözlerini yaşarttı. Gecede Birlik Vakfı dışında, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Kubbealtı Vakfı, İstanbul İl Kültür Müdürü Doç. Dr. Ahmet Emre Bilgili ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ali Müfit Gürtuna da Yavuz Bahadıroğlu'na plaket ve hediyeler sundu. Program, Moral FM radyosundan da canlı olarak yayınlandı.

13 Haziran 2010 Pazar

İbrahim Paşa hayatı

İbrahim Paşa hayatı bu yazıda yayınlanmaktadır. ( 1789)- (1848)
İbrahim Paşa, 1789'da Kavala'da doğdu. Babası Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dır. Babası Mısır'da yarı bağımsız bir idare kurduğu sırada İbrahim İstanbul'daydı. İbrahim, buradan Mısır defterdarlığına tayin edildi. Kölemen ve Vahhabilerin isyanlarını bastırmak üzere Said'e (Yukarı Mısır) gönderildi. Burada Bedevilerle mücadele etti. Vahhabi hareketi Suriye ve Irak'ı tehdit etmeye başlayınca, babası tarafından bu sorunu çözmekle görevlendirildi. İbrahim, bunun üzerine 1816 yılında Hicaz'a hareket etti. Bir süre Medine'de kaldı. Halka iyi davranarak kendine taraftar topladı. Bu sırada kendisine "Paşa" ünvanı verildi. El-Reis ve El-Şekre gibi önemli yerleri ele geçiren İbrahim Paşa, isyanı bastırdı. Mora isyanı başlayınca, Osmanlı devleti tarafından yardımı istenen Kavalalı Mehmed Ali Paşa, isyanın bastırılması işini oğlu İbrahim Paşa'ya verdi. İbrahim Paşa, Osmanlı donanması ile birleşmek üzere Rodos'a gitti. Sonra Mora'ya geçti. Modon'a girdi. Navarin'i kuşattı ve teslim olmaya zorladı. Yunanlılara yardıma gelen İngiltere, Fransa ve Rusya, Navarin'de Osmanlı donanmasını yaktı. Bu sırada Yunanistan bağımsızlığını ilan etti. İstediği Suriye valiliğini alamayan Kavalalı Mehmed Ali Paşa, İbrahim Paşa'yı Suriye'ye gönderdi. Kısa sürede Kudüs ve Nablus'u aldı. Sur, Sayda, Beyrut ve Trablus gibi şehirleri ele geçiren İbrahim Paşa, burada sükuneti sağlamaya çalıştı. Müslüman olmayanlara bazı imtiyazlar verdi. Halkın ve Avrupalıların takdirini kazandı. Üzerine yollanan Osmanlı kuvvetlerinin hepsini yenen İbrahim Paşa, Adana'ya kadar ilerledi. Daha sonra da Osmanlıların kendisini durdurmak için atadıkları Mehmed Reşid Paşa ile karşılaşmak üzere Konya'ya gitti. Yapılan savaşta İbrahim Paşa, Osmanlı Ordusunu yendi ve Kütahya'ya kadar ilerledi. Yapılan Kütahya antlaşması gereği Suriye, Filistin ve Adana Mısır'a bırakıldı. İbrahim Paşa Suriye genel valiliğine getirildi. Bir süre sonra, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve Osmanlılar arasındaki antlaşmazlık, Mısır valiliğinin veraset usulü ile (hidivlik) Mehmed Ali Paşa ailesine bırakılması ile son buldu. İbrahim Paşa, bu gelişmelerden sonra Suriye'yi terk etti ve Mısır'ın içişleri ile uğraşmaya başladı. Babasının yaşı ilerleyince Mısır idaresini eline aldı. İstanbul'a çağrılarak valiliği tasdik edilen İbrahim Paşa, Mısır'a dönüşünden kısa bir süre sonra, 1848 yılında Kahire'de öldü.